20 Eylül 2010 Pazartesi

Sentitez



Geveze balıkları kedilere meze yapıyorlar diye duydum.
Rivayet olsa da ben durumun ciddiyetinin farkındayım. Susuyorum.
Söyleyecek çok cümlem var aslında. Hep böyle susmam.
Bazen bazen...
Bilmediğimde, emin olamadığımda, çoğunlukla karıştığımda...
Dışarıda tanımlayamadığım bir nesne var ve kaos...
Bir Bacon tablosuna bakmak gibi...
Garip bir tepkime! Birdenbire! Bang! Büyük soluklar ve kocaman baloncuklar.
Mini mini S.O.S.'ler yolladım hemen sonra. Bir mercimek kalplinin ritmi. İtiraf etmeli, korktuk. Birbirine hiç karışmayan iki korku.
Ben ki yalnızlığı severim, kendimi bu kadar sevmesem ona bile tahammül edemezdim.
Bilirim, tüm türlerin efendisi kendisidir.
Bu yüzden haznesi sabit yaşam alanımda tüm kalabalıklara ve angaryalara rağmen herkese nefes alacak kadar yer ayırırım. Hem de her daim...
Ve bilirim, nefes almak bölünmezlik kuralıyla dokunulmazdır.
İyi bir ev sahibi olmayı öğrendim, öyle ki pek çok yüzgeçlinin içinde belki de en iyisi!
Ama bu yeni türse diyebilirim ki bildiğimden bir parça, bilmediğimden pek çok, biraz da bambaşka bir şeyler yüklenmiş.
Kafası karışık belli ki evet ama kocaman bir göz gibi... Nefeslileri takip etmekten soluk almayı unutuyor.
Hem olgun hem yorgun...
Eksik ya da fazla tahlil kurbanıydı, belki biraz meraksızdı.
Bir otomat gibi yalnızca işleve dahil olmak. Kesin ve net. Çizgilerini burada peşin peşin aldı.
"Üstü kalsın!"
Ama ben derin karanlıklardan geldim. Her zaman bir süs bitkisi değildim ki, ne büyük yanılgı! Karmaşam vardı.
Tehlikeli derinliklerde, yakalanmadan çok önce büyümüştüm ve bence bu yeni tür "çizgili bir ufaklık"...
Ben ışık yılı kadar yaşlıyım. Nice nice yaşlıları büyütmekten yorgun düşmüş, masallarını tüketmiş... Bir masala başlasa biri, çizgilerini avucundan bırakıverecekti halbuki, şimdilik oyunu soğutmaktan yana...
Deplasman ve tek puan yetiyor belki, koşmak niye?
Çünkü öyle bir an gelmiş. Averaj hesaplarında, taraftar için son dakika şampiyonlukları.
Hep tekrarlarda algısı sabote edilmiş, uyutulmaya direnirken beğenilerini ödünç vermiş.
Ki tekrar masallar geldi benim de aklıma, oysa zihnime sabun kaçmış, ağır hasarlı. Yine de nasıl bir rüzgardı bilemedim.
Belki biraz peşinat, bir avuç dolusu renk geri alıp hediye edecek güç aradım.
Köşeli bir hayatı kabullenmeyen bir tür, tam dönümünde, dönmüş ya da dönmemiş; bazen dönememiş olmasa hayat hep meşin yuvarlak... Hızı tanımsız...
Bilmiyor ki bazen hayat yalnızlık ister. Masallar tırı vırı. Sadece döner, yuvarlandıkça köşeler gider.
Kopan parçaları saymaya başlamış ama, hepsini tutup öpmek istiyor, onlar onun, hepsi! Kopuşlar değişim.
Parçaları sayıyor yakalamak isterken, değişim korkutuyor. Yanlış!
Umursamazlıkla olağandan rahatsızlık arasında bir dönem başlar ve işte sıkışma! O dönem ki yamulmuş doğruların üzerinden atladığın...
Taze oksijen sahibiyken sadece köşelerden kurtulmak belki de gözlerini kapamak lazım! Bazen renklere karışmak...
Renkler neredeyse oraya doğru dümen kırmak... Kendi kendine aramak... Yamulmuş yanlışlar varsa, eğri büğrü yerlerinden kopsun gitsin.
Yalnızlık güzel şey.
Masallar anlatsın sesler, yüzler...
Dönüşürken renkleri için masallarını kendisi yazsın, boyaları elinin altında.
Dost balıklar görür çoğu zaman, söylenmeyeni de bilir, söylenmek isteyeni de.
Şeffaflaşır tüm türler.
Unutmasın ki benzerlikler güzeldir. Gizleri süpürür. Bildikçe korkular dağılır ne zaman ki sular bulanır... Ve tekrar kaos!
Benim korkularım suyum bulandığında başlar...
Tahlilde vasat, peşin yansımalarla sormalı.
Sadece sormalı;
Ya onun korkuları?


0 Comments: