13 Kasım 2011 Pazar

Kasım bahar


Kasım bi bahar cinsidir, bunu herkesler bilir.
Bu ara bulut şaşkın, ben şaşkın.
Kutup yıldızının sözleri aklımda.
Getirdiği yaz öyle kocamandı ki tenime hiç soğuk değmez sandım.
Ve o yağmuru çok sever, çünkü yağmur iyidir.
Yağmur bizi güçlü eder.
Ama güçlüyüz de zaten. Tatlı sulardayız.
Tatlı sulara yalnız tatlı sular değer.
Ve kocaman, ılık serinlikler...
Kasım bi çeşit bahardır.
Hepsi bu!


4 Kasım 2011 Cuma

Lifeislife


Gülücük gülücüktür.
Ama aslında gülücük hep aynı yerde, doğru yöne uyanmaktır.
Gülücük kedidir.
Bazen güzel bi balıktır.
Ekmek kırıntısıyla boğulan ördektir de.
Gülücük gülücüktür evet.
Bi de okyanus...
Hı hımm... Hayattır.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Yaz olmuş, söz olmuş...



Göğe bakmak güzel.
Başım dönmüyor artık, geriye doğru atsam yüzgeçleri...
Hep göğe baksam güzelmişim.
Çünkü serin bir yer varmış.
Çünkü serin, tatlı sular varmış.
Bir avuçtan az değilmiş, okyanustan fazla hiç değilmiş.
Hep maviymiş, yeşilmiş...
Ben meğersem...
Biraz maviymişim.
Meğersem biraz yeşil...
Çünkü yıldızlar da sarıdır bazen.
Çokça sarıymış o şimdi, sıcacıkmış.
Günleri eritirmiş.
Söz olmuşuz çünkü.
Bi bakmışız bir çırpıda eritmişiz günleri...

21 Nisan 2011 Perşembe

Bulut deli!




Düşümde bir bulutla konuştum bugün.
Üşüme dedi bana, sakın üşüme.
Ne kadar az üşürsen yaprakların o kadar az ölür, ve çiçeklerin...
O kadar çabuk açar.
Söz veriyorum, çiçeklerini sana getireceğim dedi.
Hemen inandım.
Deli miyim acaba?
Yoksa daha mı çok minik?

17 Nisan 2011 Pazar

İlkyaz Tutulması


O mu ilkyaz mı daha önce gelecek?
Boşverelim ilkyazı demedi mi?
Ceplerinde bol bol yazla gelecek...

4 Nisan 2011 Pazartesi

Soru işareti

Soru bir işaret olabilir mi?
Belki...
"Bazen"lerin "sık sık" olduğu durumlarda arası "sık"laşan "sık sık"ların gölgeleri gibi...
Çünkü sorular kocamandır ve uzayda kapladığı yeri yabana atamayacağımız kocaman gövdeleri vardır.
Soruların kocaman gövdeleri olur, bu doğru.
Ve kocaman gölgeleri; her gölgenin serinliğine benzer, hafif ama pek de iyi gelmeyen serinlikleri...
Akıllı balıklar bilir, evet vardır çünkü.
Çünkü hissederler, önce pulları bilir. Gölge üşütür.
Ama iyidir de "bazen".
Serinlikler kafa açar, dinç tutar.
Batar da sonra, iğneler, uyuşturur... Dondurur, hissizleştirir.
Çünkü ben de bilirim, hissizlik batar yine de dinç tutar.
Eğer tutup hiç bırakmadığınız "tekrar"larınız yoksa bilemezsiniz.
Denizi bilmek gibi bir şey değildir çünkü.
Ama biri gelir, helyumu kaçmış balonlara üfler, üfler...
Yüzünüze gökkuşağının renkleri yayılır kalır.
Sonra o balonlara ne mi olur?
Puff!
Soru bir işarettir.
Ve gökyüzünde çok daha az yer kaplar.

21 Mart 2011 Pazartesi

Balıklar da uçar!



Kanatsız balıklar ve yüzgeçsiz kuşlar olurmuş.
Göç vakitleri geldiğinde nereye gideceklerini bilirmiş hepsi. Balıklar hep bilirse iki kere bilme bir bilmeme eder mi?
Benim kanatlarım ya da pervanem olursa boyum bir karış daha uzar mı?
Sorularım bitmeden gelirse hem, böylesi daha bi güzel olmaz mı?

12 Mart 2011 Cumartesi

İlkyaz


Kış bitmiş.

İçim kıpır kıpırmış.
Bayram sabahı karın ağrısı gibi bir şey. Heyecana yakın ama değil gibi de.
Yoksa ben...
Kaburgalarım kalbimi korumaya yetti.
Tüm bahar onu da içimde yaşatmaya yeter mi?

26 Şubat 2011 Cumartesi

Şarkı


Bir şarkı dinlersin.
İyi gelir önce, sonra dinlersin... Dinlersin.
Dinlersin, öylece.
Düşünmeden bilirsin ve yine hep bilirsin.
Tüm hayaller ortakmış, tüm acılar...
Tüm rüyalar aynıymış.
Savaşlar, güzeller ve de çirkinler.
Masallar da. Kışlar da ve hatta yazlar da!
Bir avuç tatlı su. Tüm düş bundan ibaretmiş.
İyottan arınmış tüm hücreler bir gün kendini yollara vuracak.
Aynı şarkıyı dinleyecek. Sadece yürüyecek, yüzecek...
Yüzgeçleri kanayana kadar!
Çünkü yollar varmış, tek başına gidilemeyecek yollar...
Ve aslında kendi kendine akan sular varmış...
Ama yollar da varmış, evet.
Ve yalnızken hiç olmayan korkular....
Varken hep varolan gerçekler ve kabuslar...

Bi gözümü kapatırım, diğeriyle ona bakarım.
Yalnızken varolan korkular da varmış, karanlıkmış.
Ve aslında onla ne kadar azmış siyah.
Gülümsemem hep mi kocamanmış?
Kim bilir!?
.......
Ne kadar da çocukmuşuz aslında...

16 Şubat 2011 Çarşamba

Dönüşüm



Pullarımız varmış.
Yıldız tozundan...
Bi de...

Bazen, bazenden biraz sık. Tebessüm olunca...
Sık sıkların arası sıklaştığında... Hep mutlu olunca...
Soru sormak bir oyun, kaçınılmazmış.
Durdum, sormuyorum. Bilmiyorum ki!
Kocaman bir kutup yıldızı bir anda mavi bir balığa dönüşürse sular altında neler olur?
Neler olabilir ki? Güzel olmayan neler olabilir?
Bilemeyince karışır mıymışım?
Kendimden başka dost balıklar varmış.
Öyle çok benlilik olmuştu ki... Bencilliği sevmez benliliğim, ama bilemez de.
Mavi balıkmış, lüfermiş... Hem bildirir hem de bilirmiş...
Bilmediğinden korkmazmış ki balık kısmısı, bildiğinden korkarmış.
Gece kabusları bilmelerden... Hem de hep bilmelerden. Tanıdık...
Mavi balık öyle bilge ki! Bunu da bildirdi.
Haklıydı çünkü... Bi yüzgeçli bilmediğinden korkmaz ki!
O halde binlerce, binmilyonlarca kez... Pulları ve de yüzgeçleri ve de hepsi...
Hoşgelmiş!
Ve yine hoşgelmiş...
Ve yine...
Bi de...
Yine!