16 Nisan 2010 Cuma
Çiçeğimi Kapıp Gidesim Var!
14 Nisan 2010 Çarşamba
Süreç: Evcilleşmek!
11 Nisan 2010 Pazar
Acı Eşiği!
21 Mart 2010 Pazar
Mutluyum, mutlusun, mutlu!
Mutlu olunca farkettim. Zırvalar yarıya düşüyor. Neden mutluyum diye sormuyorum kendime, sormamalı da! Onu ararken sevimsiz şeyler bulabiliyorum, keyfim kaçıyor. Gereksiz her şeyi kendimle beraber eski yaşımda bıraktım. Açılmayan bir adet şaka paketini hayatı tersten yaşayan bir balığın eline verirseniz konfetileri elleriyle havaya atmak zorunda kalır. Çünkü sabırsızdır. Patlamasına izin vermez, herhangi bir kesici delici aletle oracıkta işini bitirir. Doğru yerden açılmayan paketler, anlık değişimler, kahkahalarla kesilen hapşırıklar, baskılı t-shirtler, totalde hiç büyüyememek...Diğerleri gibi olamamak şudur; sürprizi olamayan bir hayat. Peki!
Karşı taraf için sürpriz ya da şaka paketi olmayı ben seçmedim. Yaradılış gereği...Birileri nereden açıldığımı beni sıkarak, kurcalayarak, uğraşarak bulmak zorunda. Eğer sıkılırsanız arkanızdan üzülmez. Umursamaz...Kayıtsızlık kanıksanmıştır. Sabırsız davranıp keserseniz incinmez. Siz sevimsiz sürprizsiz donuk bir nesneden başka bir şey görmezsiniz. Oyunu kuralına göre oynarsanız... İşte o zaman konfetiler ve renkler hepimizin!
13 Mart 2010 Cumartesi
Big Fish
15 Şubat 2010 Pazartesi
SAN(R)I!
20 Kasım 2009 Cuma
Devriye!
31 Ekim 2009 Cumartesi
"-sar"...Sar!
16 Ekim 2009 Cuma
Balıklar Da Uyur!
Şehrin en güzel saati! Koku ise dayanılmaz! Şaşırtıcı ama devamlı güncellenip zıvanadan çıkan projelerimi bir kenara bırakırsam sanırım burayı sevdim. Rüya görüyorum...Belki de oksijensizlik kafama vurdu; halüsinasyon görüyorum. Ne fark eder?! Mutluyum...
Her insanın yıldızı varmış...Halt etmiş onlar! O yıldızlar balıkların! Gözlerimle görürdüm, mort olan her balık suya yansıyan ışıkları biraz daha söndürüyordu. Buraya geldiğimden beri gördüm ki insanlar yıldızlara sahip olamayacak kadar bencil! Kendi parıltılarına sarılıyor hepsi, yıldızlar umurlarında değil! Belki de yıldızlara kafa tutuyor, şapşallar!
Ama biz öyle değiliz. Yarım akıllarımızla hayatta çuvallarken yıldız tozuyla mucize ararız. Hayallerimiz onların helyumlu uçan balonlarını fazlasıyla sollar; zeplinler yaratırız. Hatırlayabilseydik boyutlar değişebilirdi tabi! Haddimizi bilir, asla yıldızlara kafa tutamayız. Bir gün her birimiz gökten inen yıldızına koşarak balıklar cehennemini boylayacak. Çok şükür, insanlığı karanlıkta, romantizmden yoksun bırakmamak için çalışmalar sualtında her saniye devam etmekte!
Ben şimdilik tozundan yararlanıyorum. Yıldızım bana yakın bir yerde. Bu kadar eziyete göğe yakın olduğum için katlanmak takdire şayan bir çaba! Bu gece başıma düşen yıldız tozları için minnettarım. Erimiş gıdadan yoksun, bol uçurucu etken ve yıldız tozuyla renkli bir gecenin keyfini sürüyorum...
11 Ekim 2009 Pazar
Baloncuktan Kurmaca
Üç beş hesap yaptım, sendromlarımı çarpanlarına ayırınca her şey netleşiyor. Ağzımı her açtığımda kaçan baloncuklar ya bilgi sızdırıyor ya da aşk kaçırıyor! Yaşayan bir ademoğlunun dediği gibi;
-İnsanın ağzı laf, kalbi aşk kaçırır!
Benim gibi koca ağızlı deniz canlılarında çoğu zaman lafın lafı bile olmaz! Baloncuk için ayrı bir ekipmana ihtiyacı olmayan her canlı, korkulası büyüklükte hava kabarcıkları çıkartırsa sınırların ötesine geçebilir demektir. Üretebilme meziyeti yerleşik bir aksilikle birleşince her zaman olumlu sonuçlanmaz. Bahtsız bir balık, hiçbir zaman sevmediği solungaçlarının bir gün intikam alma ihtimalini aklına getiremeyecek kadar safsa yeni yeni sendromlara gebedir.
Ben hala kuyruğumu çekiştirerek uzatma çabasındayım. Böylesi ilkel bir yöntemi seçmiş olmam tamamen çaresizlikten. Yeteri kadar mineral alamıyorum. Lokomotif hissiyatıyla yüzen dışkımdan da açıkça görülüyor, suyumu değiştirmeyi unutuyorlar. Her eve duyarlı bir denizatı şart!
Yer yer oksijensizlikten kafayı buluyorum. Sanırım algıları açmak bu olmalı. Fiziksel gerileme yapsa da algı süzgecinde muazzam açılımlar yaptığını inkar edemeyeceğim. Sendromlarımın kaynağını da bu şekilde bulmuş olmalıyım. Şu sıra kafam gayet güzel. Günlerdir pet şişeyle yosun tuttuk. Duygusal yaşantım hakkında açık vermek huyum değildir ama çakırken gevezeliğim tutuyor. Farkettim ki ben sustuğumu sanırken asıl soluk alma adı altında sözsüz sessiz kaçanlarla başa çıkamamışım. Arada oyalanmak için baloncukları birleştirip prens de yapmışım. Alkışa değer bir hareket gibi görünse de baloncuk imalatına ara vermeyi unutmak büyük hata! Ortalık gereksiz boşluklar ve amaçsız nefeslerle dolmuş.
Söz veriyorum bir dahaki imalat sonrasında baloncuk üretimine ara vermeyi unutmayacağım. Önümde uzuuun bir zaman var. Takdir edersiniz ki artık prens yapmak eskisi kadar kolay değil. Yeteri kadar suda erimiş oksijenim yok!







